Eski Türklerde Askerler
savaşırken arkadan
gelecek herhangi bir
saldırıyı
kontrol edebilmek için
sırtlarını
bir ağaca, kaya veya
taşa vererek ok
atarlarmış.
Atalarımız genelde
bozkır hayatı
yaşadıkları
için bu sırt dayanan
nesne genelde bir taş
veya kaya olurmuş.
Yıllar sonra sırt
dayanan taşın ismi
ARKA-TAŞ dan
ARKADAŞ şeklide
dilimize yerleşmiş
ve bugün bile
güvenebileceğimiz, bizi
arkadan vurmayacak olan,
samimiyetine
güvendiğimiz
kişilere
verdiğimiz isimdir.
Aşk ve
arkadaşlık bir gün
yolda
karşılaşı
;rlar. Aşk, Kendinden
emin bir şekilde sorar;
-Ben senden daha samimi ve
daha cana yakınım
sen niye varsın ki bu
dünyada? Arkadaşlık cevap
verir: - Sen gittikten sonra
bıraktığı
;n
gözyaşlarını
silmek için...
Hiç bir zaman
arkadaşsız
kalmaman dileğiyle...
Bu hafta ulusal
arkadaşlık
haftası..
Arkadaşlarına,
onları ne kadar
düşündüğünü
göster! Bunu tüm
ARKADAŞ olarak
düşündüklerine gönder,
bu mesaji sana yollayana
geri göndermek demek olsa
bile..
birkaç paket
sigara,mutlaka herhangi bir
alkol sisesi,posterler
afisler,dergiler,daginik bir
oda.....
I need to get lucky again:
this year
Nasıl özlemektir ki bu, aynadaki gözlerimde bile senin gözlerini görüyorum... Mevsim ne olursa olsun, her sağanak yağmurda, sana koşuyorum ben, yalın ayak bir çocuk masumluğunda... Yüreğime sığmayan aşkını, beynim almıyor!...Geçen bunca zamana rağmen, içimde küllenmeyen aşkın!!! Seni görsem, seni duysam, bunca özleminle hasretinle doluyken, olduğum yere düşer bayılırım herhalde!... Sen bilirsin yüreğimin kumdan kalelerini!!! Güçlü gözüken ama bir o kadar da duygusal yürek kalelerim... Özgürlük diye satır satır bağırırken, ömrümün en büyük esaretini senin aşkınla giyinmişim üzerime!!! Hasretin çekilecek dert değil, Sevgiliiiiiiiiii!!!... Rüzgarlar kokunu getiriyor burnuma, hasret kilitliyor kalp kapılarımı... Dağ tepesinde kekik kokusu, gün ortasında yağmurla gelen toprak kokusu, geceleri parmaklarıma sinmiş sigara kokusu oluyor kokun!!! Hasretin beyaz sayfalardaki mürekkep izi, gözümden akıp ağzıma gelen gözyaşlarımın tuzlu tadı oluyor!... Sen geliyorsun rüyalarıma, eskiya urbalarinla... Hasretin düşüyor, en yıldızsız gecedeki dolunayın gözlerine... Sesin geliyor kulaklarıma... Gecenin en sessizliğinde, yüreğimi delip geçen bir mermiye benzeyen sesin... Kulağıma gelen senin sesin mi yoksa, hasretinle yüreğimde kopan fırtınaların sesi mi, inan bilmiyorum!!! Gözlerini görüyorum, gözbebeklerimde... Hasretinle baştan asağı sen olmuş hallerimde! Hani olmaz ya, olsun istiyorum!!! Çık gel, istiyorum!!! Onca aciyi, onca siziyi, bu ani görmek icin yasadin demeni istiyorum!!!... Ansızın öyle bir gel ki, hasretinle deli olmadan, seni gördüğüm an delireyim istiyorum...! Delirmemin bile senli bir sebebi olsun istiyorum...! Anladın mı, senli bir sebebi...! About Me: Kırık umutlarında, tuz buz yarınlar...Kırık harfler,nasıl da batar canına ve nasıl batırırsın göğsüme, sarıldıkça. Her defasında biraz daha uzak, biraz daha soğuk ama her defasında biraz daha özlemle. Suskunluğundaki tüm isyanları, gözlerin haykırır gözlerime. Şiirine ses olursun, bazen şiirimde gizli özne. Her defasında ama her defasında, bir kıvılcım daha sıçrar öpüşünden tenime, söndüremezsin de. Şehirler arası yollara vurursun kendini, beyaz şeritlerde düğümlenir dar ağacımın ipi ve her şehir tabelasında, zaman dakikalarını vurur ölüme. Gölge gibi uzar gidişin ve yayılır özlemin dört duvar arasında titreyen mumum sıcağında. Bende boşaldıkça saydam sevişlerin, titreyen gölgede birikir damlalar...kırmızı bir mum daha biter dibinde “yıldızlar gibi sönük”. Ve sonu gelmez sensizliğim...sadece bu yollar ayırır bizi, bilirim. Kağıttan çiçeklerin dikenleri batar avuçlarıma... Susturdukça büyür sevgi, senin koca bedeninde, benim küçük göğsümde. Özlemi aynı, yükü ağır. Susarsın, susarım ve boğazımızda dizilir boğumları aşkın, tıkanır kalırız. Siyah lalelerini bekler örttüğün toprak, ben lalelerde gamzelerini görmenin hayalini kurarım.Mayıs bekler şarkılarım, şiirlerimse ellerimi. Bir türlü tutamam kalemi, dilimin ucunda biter çıbanlar. Tüm sevgi sözlerini yutarım, kızarım ya gidişine ya da varlığında, yokluğu yaşamaya. Kağıtlar bekler, kalem bekler, şiirler bekler ve saçlarımın arasında titrer parmaklarım, altında biriktikçe sessiz dizeler. Perdeyi çekip yıldızlara, ruhsuz bedenimi hazırlarım uykuya. Sen gibi dokunarak örerim saçlarımı – oysa sen açık seversin bilirim- her bir çukurunda saklarım nefesini. Her sabah kurdelemin ucunda çözülür nefesindeki mayıs çiçekleri. Antika, küçük bir ayna var baş ucumda. Kaç kez fırlattım kirpiklerimde eriyen buz parçalarını... kırsam da, parçalasam da en küçük kıymığı batsa da dökülür sessizliğimizde bir şeyler...uykusuzluğum bile renksizce kanar, Kadehte bile rengi uçar sarhoşluğumun. Beyaz çarşafa uzanırım, kirli bedenimle –hiç sevmem beyaz çarşafı; yüzüme ölümü çarpar, soğuğu, yalnızlığı. Sabaha sarmalayıp bir tabuta konacakmışçasına ürpererek uzanırım ya da kabuslarda buz kesecekmiş gibi bedenim ve yattığım gibi kalkarım. Bir yanı düzgün, her yanı soğuk yatağın- Sensizliğe uyanmak yok mu? “Bugün sana mutluluk getirsin olmaz mı! ” deyişlerini çarparım bir avuç suyla yüzüme. Tenimi ısıtırım parmak izlerinden arta kalanlarla. Ellerin ne kadar uzaksa ellerime, bilirim yüreğin o kadar yakın yüreğime, adını dilime mühürlediğim. Hayat bize bir şans daha verir belki, olmaz mı! ! ! !
Myspace Layouts